Doğum günüm için arkadaşlarımla yemeğe çıkacağımız için prensesi anneanne ve teyzeye bıraktık. Şarap eşliğinde bolca eğlendik. Saat başı aldığımız raporlardan öğrendik ki 10 civarı uyumuş, daha doğrusu yorgunluktan sızmış. Her zamanki gibi dönüşte almaya gittik kuzumuzu. Teyzesi, rahatsız etmeyin ben ilgilenirim dedi. Baksanıza terli biraz, hiç kaldırmayalım dedi, onu dedi, bunu dedi... Bir anlık "Neden olmasın?!" ve bir ilk...
3 Ekim Cumartesi, anne-babasından ayrı, anneannesinin evinde, teyzesi ile uyudu. Biz eve elimiz kolumuz boş, tuhaf bir suçluluk ve hafif bir pişmanlıkla döndük. Ertesi sabah 09:30'a kadar uyumuşum. İyi gelmedi dersem yalan olur. Ama kuzum burnumda tütmedi, aramadım, garipsemedim, özlemedim dersem külliyen yalan olur.
Gece uyanmamış, sabah 09:00'a kadar mışıl mışıl uyumuş. Uyanınca da sorun çıkarmamış. Teyzesi ile birlikte bize kahvaltı bile hazırlamış.
Kavuştuk. Dramatik bir kucaklaşma yaptık. Uzun uzun koklaştık. Allah ayırmasın.
October 5, 2009
İlk Defa...
gönderen Sevgili Sayfa saat 10:57 AM 6 yorum var
September 29, 2009
Doğdum Doğalı
Issıs bir dağ köyünde ya da büyük bir şehrin göbeğinde, başımı sokacak bir evim;
Yanımda yamacımda, uzak, yakın, sevdiğim ve beni seven, ailem, dostlarım, arkadaşlarım;
Kendi kararlarım, hatalarım, başarı ve mutluluklarım;
Şükredecek, küfredecek anılarım...
...Oldu.
Olacak...
Zaman zaman kendimi küçücük bir kız çocuğu gibi hissetsem de ben doğalı 32 sene olmuş. İçimde tuhaf bir hüzünle aldım kabul ettim yeni yaşımı.
gönderen Sevgili Sayfa saat 1:11 PM 17 yorum var
Konu: anne'nin anıları
September 27, 2009
Kıştan Önce Yazdan Sonra
Son anda şekillenen bir bayram tatili planı ile Alanya civarlarına kaçtık. Bozcaada'nın serin/soğuk sularından sonra Akdeniz'in hamam kıvamındaki sıcak suyu ve parıldayan güneşi kemiklerimizi ısıttı. Buraların yağmuruna inat kumlara terliksiz basamayarak, şemsiye gölgesine sığınarak, dalgalarla oynayarak keyifli vakit geçirdik. Ben ve Ceylin uçakla gittiğimiz için bayramın 1. günü İstanbul'daydık. Bayram sabahı babaanne ve dedeyi ziyaret ettik ve bayram ruhunu da yaşamış olduk. 
Uzun yola, araba koltuğuna allerjisi olan kızını yormak istemeyen babası anneanne, dede ve teyzeyi yanına alarak önden araba ile gitti ve kızına -dolayısıyla bana da :)- uçak bileti aldı. Kızımla başbaşa ilk uçak yolculuğumuz oldukça keyifliydi. Ama yine de kaygılanmadım desem yalan olur. Ya sorun çıkarırsa, ya çişi gelirse, geç kalırsak?!... Biri kucağında biri yamacında iki çocukla her fırsatta 2-3 saatlik uçak yolculuğunu göze alarak soluğu İstanbul'da alan Özlem'ciğimin de kulaklarını çınlattım. Vallahi helal olsun :)
Plaj keyfine ara verdiğimiz bir gün yakınlardaki Dim Mağarasını gezdik. Oldukça etkileyici bir atmosferi var. Ceylin sadece 50 metrelik kısmında bize eşlik etti. Yine de dönüş yolunda "Sular bööyle damlamış damlamııış sooraa taşlar olmuş" diye bize coğrafya dersi vermekten geri kalmadı.
Şimdi yağmurlu, trafikli, okullu, işli İstanbul günlerine hazırız (diyelim, öyle olsun, aslında yok öyle birşey). Kurban bayramı ne zamandı?
gönderen Sevgili Sayfa saat 7:40 AM 4 yorum var
Konu: ailemiz, gezme-tozma, mutluluk
September 16, 2009
Akşam Yemeği Sohbetimiz
Anne, Baba ve Ceylin yemek masasında keyifle sohbet ederken...
HOCA:
C:Anne hoca ne yapıyo camide?
A:Dua okuyo, şarkı okuyo tatlım.
C:Ne diyo peki?
A:Bilmiyorum tatlım, anlamıyorum, Arapça söylüyor. Biz Türkçe şarkı söylüyoruz ya, o da Arapça söylüyor.
C:Anne? Biz hoca mıyız?
A:Yok artık! :)
OKUL:
B:Arkadaşlarınla neler yapıyorsunuz okulda kızım?
C:Iıımm, bazı arkadaşlarım beni seviyo, bazı arkadaşlarım beni dövüyo.
B:Ne? Kimmiş onlar? Nasıl yani dövüyo kızım? Öğretmenine söyle. Bize söyle tamam mı?
A:Sakin ol hayatım, itiş-kakıştır o dediği...
gönderen Sevgili Sayfa saat 2:04 PM 6 yorum var
September 15, 2009
Duygusalım
Varlığını bile unuttuğum çok kıymetli bir eşyamı, ne bileyim bir kolyemi, naftalin kokan bir dolabın gözden ırak bir köşesinde tesadüfen bulmuş gibiyim son birkaç gündür. 
13 sene önce tanıdığım, 7 senedir görmediğim, görmeyi bırak –bir sebepten- hiçbir şekilde iletişim kurmadığım, ve kostümlü, danslı, müzikli, bol renkli anılarımın, gençliğimin bir parçası kara gözlü neşeli kız kucağında maviş bir oğlan tutmuş “İşte bu da benim bebeğim” diyor. Gözlerime inanamıyorum, ağlıyorum.
Bak sen şu Allahın işine.
Bak sen şu sanal alemin ettiklerine…
Ve ben o boncuk gözlü bebeğe öyle bir özlem duyuyorum ki, işte diyorum, teyzesiyim ben bu minnoşun. Hiç görmemiş, koklamamış olsam da onu ilk görüşte sevmeme engel değil. Annesi mi? Nasılsa alırız 13 yıllık arkadaşlığımızın tozunu. Bir kere kaybettik, ve bulduk ya sonra, sıkı sıkı sarılırız artık mesafelere inat.
Daha anlatılacak yüzlerce anı, görülecek bir dolu fotograf ve kurulacak bir basket takımı var. Şimdi gelecek mutlu günlere gülümseme zamanı bence. Sence?
gönderen Sevgili Sayfa saat 2:55 PM 3 yorum var
Konu: blog, eski dostlar, mutluluk
September 12, 2009
Cevizli Kek Faciası
Yağmurlar başladı artık park buluşması olmaz. E buluşmadan da olmaz. Ne yapsak ki derken bizde buluşmaya karar verdik.
3 prenses: Damla, Duru ve Ceylin, 1 prens: Tuna
Veee tabiki anneleri :)
Bu değerli konuklarıma çikolatalı cevizli kek yapmaya karar verdim. Pratik olduğu için bir gün öncesinden Dr. Oetker'in hazır sade kek karışımlarından aldım. Sabah hemencecik kafamdaki malzemelerle pişirmekti planım.
Sabah bir baktım dolapta yeterli yumurta yok. Üşenmedim, giyinip kuşanıp, Ceylin'i de yanıma katıp marketten yumurta aldım.
Tam keki yapmaya başlamıştım ki toz şekerin de az kaldığını gördüm -ki evde çok sık kek tatlı pişmediği için- dikkatimden kaçmış! Pes ettim mi? Hayır! Neyse dedim, pekmez eklerim, daha lezzetli olur. Öyle de yaptım.
Konuklar geldi. Kek bir güzel kabardı, üstü kızardı, kürdan batırma testinden de başarıyla geçti. Bu kadar aksiliğe rağmen mutfak sonunda mis gibi kek kokusuyla dolmuştu. Çay da hazır.
Fakaaat, ne zaman ki keki kalıptan çıkarmaya kalkıştım o zaman acı gerçeklerle yüzleştim. Meğer benim kıtır sandığım kekin içi adeta bir şelaleymiş.
Artık nasıl hırslandıysam, Aybala'nın annesi, Damla'nın süper anneannesinin müdahalesi ile yarı sıvı yarı katı kek parçacıklarını toplayıp tekrar kalıba koyduk. Bir süre daha pişirdik.
Sonuç?
Olmadı! Boş çaya talim!
Olmayınca olmuyor işte! Ne diye diretirsin. Boşver gitsin!
Konuklarıma da söyledim; tamamen şanssızlık, aksilik, kader... Yoksa benim yeteneksizliğimle kesinlikle bir ilgisi yok. Fakat inat ettim, bugün olmadı yarın o keki bir şekilde yapacağım. Sen görürsün hain kek!
gönderen Sevgili Sayfa saat 1:06 PM 12 yorum var
September 9, 2009
Ne Şanslıyız
Tam 33 sene! Dile kolay!
Bugün annem ve babamın 33. evlilik yıldönümleri. 33 yıla 3 çocuk, 1 damat, 1 torun, yetiştirdikleri yüzlerce öğrenci, kıymetli dostluklar, sevinçler, hüzünler, daha bir dolu şey sığmış.
Sabah Fergül aradı "Akşama bizdesiniz, pasta keseceğiz" diye. İşten çıkıp bir koşu eve geldim. Hazırlandık, tam kapıdayken babam da geldi. Annem, babam, Ceylo ve ben evin yakınındaki bir markete alışverişe gittik. Bir yandan sebze-meyve seçerken bir yandan da menüyü oluşturuverdik. Ceylin salatalıkların küçüklerini seçmesi gerektiğini öğrendi peşimiz sıra dolanırken. Elimiz kolumuz dolu dolu attık kendimizi annemlere. Erkek kardeşim, namı diğer Dayı, evdeymiş. Bugün okuldan kaytarmış olup soranlara "okula gittim" diye uyduruveren Ceylin hanımı kendisine teslim edip işe koyulduk. 
Üç koldan kes, yıka, doğra, karıştır, bir yandan da toparla... E kızım o yemeğe patlıcan olur mu? Oh hem de mis gibi olur! Pilavı hangi tencerede yapalım? Şu sarmısakları doğrasın birii! Sofrayı kurun artık, acıktıım! Aaa pide almayı unuttuk!
Sohbetti, gülüşmeydi, atışmaydı derken yemek işini halletmek üzereyken kızkardeşim, teyzecik geldi. Oh cümbüş! Pastamız tamam, bir de değerli konuğumuz var, bir aile dostumuz, ee daha ne olsun?
Bütün gece neşe içindeydik, Allah bozmasın. Herkes bir işin ucundan tuttu. En mutlumuz da Ceylomdu :)
İşte bir yandan koşturup, bir yandan kızımın mutluluğunu izlerken, bir yandan şükrederken sahip olduklarım için düşündüm de... Kalabalık bir ailede olmak gerçekten harika. Kardeş sahibi olmak... Yan yana, omuz omuza olmak... Herşeye değer.
Güzel annem ve babam; daha nice yıllara sağlıkla hep birlikte inşallah. Canım kardeşlerim; iyi ki varsınız.
Not1: Sevgilim iş için Fethiye'de (nedense iş için şansına hep Akdeniz kıyı kesiminden pek cazip bir yerler düşer!) olduğu için aramızda olamadı. Bol bol kulakları çınlamıştır sanırım :)
Not2: Geceye ait hiç foto yok maalesef, makinayı evde unutunca...
gönderen Sevgili Sayfa saat 11:11 PM 7 yorum var
September 7, 2009
Babasından Kızına Sevgiyle...
Balıkla bir türlü yıldızı barışmayan kızına balık yedirebilmek için mutfaktaki hünerlerini sergileyen balıksever babadan bir balık çorbası tarifi...
Prenses çorbaya bayılmış, tabak tabak içmiştir. Tarif bizim bücürde son derece başarılı olmuştur. Denemek isteyenlere duyurulur.
Bu çorba iskorpit, kırlangıç ya da mazak balıklarından yapılır. Orta büyüklükte 2-3 parça balık gerekiyor çorbamız için. Bunların evde temizlenmesi çok zor olduğu için balıkçıdan alırken fileto yapmasını isteyin. Filetosu çıkarılsa da üzerinde yine de kılçık kalacaktır. Evde siz filetoları elinizle yoklayarak kılçıklarını iyice ayıklayın. Sonra bir litre kaynar suya biraz da tuz koyup balıkları hiç parçalamadan atıp tencerede yaklaşık 25 dakika kadar kaynatın.
Bu arada 3 havuç, 2 soğan ve 2 adet taze patatesi soyup küp şeklinde doğrayın.
Balıklar haşlandıktan sonra tencereden bir tabağa alın.
Balıkları haşladığınız suya soğan, havuç ve patatesi koyun, biraz da zeytinyağı ekleyerek (fazla değil) kapağını da kapatıp 25-30 dakika kadar haşlayın.
Sebzeler haşlanırken balıkları hiç deri ve kılçık kalmayacak şekilde elinizde didikleyin.
Sebzelerin haşlanmasının son dakikalarına doğru bir tavada 2 kaşık tereyağını erittikten sonra 2 kaşık unu kavurun.
Sebzeler iyice yumuşadıktan sonra kavurmuş olduğunuz unu tencereye koyup karıştırın. Daha sonra da balıkları koyun.
Sebzeleri ezerek karıştırın ve son olarak 10-15 dakika kadar kısık ateşte pişirin. Çorbanız hazır.
Üşenmeden ayda bir kez bu çorbayı kızına özenle pişiren babaya öpücüklerimle :) Ellerine sağlık aşkım.
gönderen Sevgili Sayfa saat 10:52 PM 3 yorum var
September 5, 2009
Geçen Hafta Bugün Bu Saatlerde...
Hava yine böyle güneşliydi. Çok eğleniyorduk. Pek hatırlı dostlarlaydık. Beraber geçirilen sayılı zamanların keyfini çıkarmaya çalıştık. Ayrı kalınacak günler için bol bol öpücük depoladık.
7-8 gün içinde 4 kez görüşerek belki de bir rekora imza attık. Geleceğe dair hayaller kurduk. Biri sarı biri kara saçlı şu iki minik cadıyı seyre koyulup bolca güldük. Mis kokulu patron bakışlı oğluşu sevdik :)
Koştuk, hopladık, zıpladık...
İyi ki de geldiniz be Özlem'cim. Evlilik yıldönümünüz bu arada kaynadı ama... İyi ki de geldiniz arkadaşım.
Not: Nanni ve Ersan dedeye çok ama çok teşekkürler bizi ağırladıkları için.
gönderen Sevgili Sayfa saat 12:46 PM 2 yorum var
September 2, 2009
Büyü-mek
Sadece iki sene önce bu vakitler minicik bir bebekti. Biz nasıl da acemiydik, ve o nasıl da süt kokuyordu. Hepsi hayal gibi.
Dün okula başladı. O kadar heyecanlıydı ki bir gece öncesinde. Çantasını sırtına takıp "Hadi okuluma gidelim anne." dedi. Önce uyuması gerektiğini, sabah olunca gideceğimizi anlattım. Bu sefer de saat 20:00'da yatağa zıpladı "E ben uyuyayım o zaman anne!" diye. Görülmüş şey değil :)
Sabah yanında olamadım. Yine çok heyecanlıymış. Hiç sorun çıkarmamış, ağlamamış.
Kuzum benim, canım meleğim...
Büyümüş de okullu olmuş.
gönderen Sevgili Sayfa saat 3:03 AM 5 yorum var

