Dün aynı anda tam zamanlı bir özel sektör çalışanı ve bir anne olmanın ağırlığını fazlasıyla hissettiğim günlerden biriydi. Sabah uçağa yetişebilmek için 05:30 gibi evden çıkmayı planlamıştım. Kuzumu gece 10 gibi uyuttuğum için sabah 8’e kadar deliksiz uyuyacağına emindim. Ama seyahate gittiğim günlerin çoğunda olduğu gibi sabaha karşı uyandı.
Henüz hava aydınlanmamıştı. Böyle durumlarda gidip yanına uzanırsam 10-15 dk içinde tekrar uykuya dalar normalde. Dün öyle olmadı maalesef. Gözlerini kocaman açtı, bir tavana bir bana baktı uzun uzun. Uyur numarası yapıp bekledim, ama ne zaman kontrol etsem gayet uyanıktı. Ne konuşuyor, ne kalkıyor öylece uzanıyor yanımda. Bu sırada hava da iyice aydınlandı. Sonra Soner’in sesini duydum “Saat beş buçuk!!!”
6 senedir iş seyahatleri için defalarca uçağa binmiş ve şu ana kadar hiç uçak kaçırmamış (şükür!) biri olarak inanılmaz panik oldum. Aceleyle yattığım yerden kalkıp söylenmeye başladım. “Off, illa bir sorun çıkacak yani!” “Neden haber vermiyorsun saati?!” Sabah sabah beni böyle çıldırmış halde gören kuzum korktu tabi, ağlamaya başladı. Sarılıp sakinleştirmem gerekirken ben ne yaptım peki? “Of Ceylin, yeter artık ağlama, uçağı kaçıracağım, susar mısın!!?” diye çıkıştım sesimin tonunu kontrol etmeden. Hiç olmadığım kadar kaygılı ve stresliydim. Bir de üstüne yavrumu üzmenin vicdan azabı eklendi. Tam bir harabeye dönüştüm.
Neyse ki babası yetişti kızının imdadına. Hemen laptop’ı kapıp gelmiş. Son günlerdeki favori kahramanımız Dora’nın bir bölümünü açtı. Miniğim sakinleşti, izlemeye koyuldu, ben de koşar adım çıktım evden.
Havaalanından evi aradığımda saat 06:30’du. Hala uyumamışlar, baba-kız oturuyorlarmış. Bense bir yandan havalimanındaki bir kafede tostumu yerken bir yandan da sabahki sahneyi defalarca gözümün önüne getirip, derin bir vicdan muhasebesi yapıyor, ağlamaklı oluyordum. İşime, seyahatlere saya söve perişan halde uçağa bindim.
İner inmez tekrar telefona sarıldım. “Kaçta uyudu? Mızmızlanmadı mı? Hala uyuyor mu?! Oh iyi ne güzel. Süt içti mi peki?”... Telefon görüşmem bittiğinde kendimi Esenboğa Havalimanı’nın bayanlar tuvaletine buldum. Öyle yorgun ve dalgındım ki ne zaman vardım oraya farkında değilim. Tam telefonu çantama koydum ki yanımdaki bayanın “Hep aynı sorular, az önce ben de konuştum rapor aldım evden :)” yorumuyla kendime geldim. Kafamı kaldırdım, 30’lu yaşlarının sonlarında, son derece şık giyimli, hoş, bakımlı bir kadın. Başladık ayaküstü sohbete. Çokcuklardan, annelikten, çalışan anne olmanın zorluklarından konuştuk o kısacık zamanda. 4 erkek çocuk annesiymiş. Çok genç yaşta anne olmuş. Kariyerini bırakmamış. 4. oğlu 19 aylıkmış, tekne kazıntısı :) Uzun bir süre yanında taşımış bebeğini seyahate giderken ama artık büyüdüğü için anneanne ile kalıyormuş.
Sonra sohbetin bir yerinde bana gayet iyi bildiğim, ama içten içe pek de inanmadığım bir şeyler söyledi. Ama ses tonundan mı, samimiyetinden mi, o gün bunları duymaya çok ihtiyacım olduğundan mı bilmem ona inandım. Dedi ki: “Çalışman, hayatın içinde olman onun için de çok iyi. Birlikte geçirdiğiniz zamanlar daha kıymetli ve kaliteli olabilir böylelikle. Hiç vicdan azabı çekmene lüzum yok. Büyüyünce seninle gurur duyacak.”
Hemen o saniye inandım büyüyünce prensesimin benimle gurur duyacağına. Halbuki 1-2 dk önce benden nefret etme ihtimalinin yüksek olduğuna inanıyordum. Hemen o saniye nasıl ferahladı içim anlatamam. Gün boyunca çok çok iyiydim. İşlerimi büyük bir özen ve gayretle hallettim. Sık sık kızımdan haber aldım. Hep gülümsedim, kendimi affettim.
Her insanın bir koruyucu meleği olurmuş. Eğer doğru yerlere bakarsak görebilirmişiz onları. Ben o sabah benimle konuşmaya başlayan 4 çocuk annesi güzel kadının benim koruyucu meleğim olduğuna inandım. Değilse bile benimle konuşmasını ve beklediğim sözleri söylemesini ona fısıldayan kesinlikle koruyucu meleğimdi.
Şimdi bana düşen kendimi yıpratmayı bırakıp hayatımdan keyif almaya bakmak. Kızım, sevgilim, işim, ailem, arkadaşlarım ve sahip olduğum tüm güzellikler için defalarca şükretmek…
July 2, 2009
Öylesine Bir Çarşamba
gönderen Sevgili Sayfa saat 11:48 AM
Konu: anne'nin anıları, mutluluk
Subscribe to:
Post Comments (Atom)


8 yorum var:
son paragrafta yazdıklarının üstüne başka bi yorumum yok :))
Canımmm;emın olki gurur duyacak benım bir yazım vardı Çalışan Anne diye...işte orda kendımı anlatmısdım, annemin nasıl calısdıgını, ona nasıl kızdıgımı, ama şımdı nasıl gurur duydugumu...emın ol aynen öyle olacak belkı bır döneme kadar kızacak sana ama aklı erdıkce daha bır gurur duyacak inanki.
Selinin dogumundan sonraki ilk is gezimde bütün gece uyumayan kuzum sayesinde ucagi kacirmistim. O geldi aklima:)yerin dibine girmistim müdürümn karsisinda. Simdi düsünüyorumda o kadar kendimi üzmeme gerek yokmus. Herkesin basina geliyor bunlar.
O 4 cocuk annesi üstün kadina inanamiyorum. dedigin gibi insan ötesi bir insan olmali. Ya da evde 3 tane bakicisi vardir:)
Canim calisan anne olunca hersey mükemmel olmuyor. icini rahat tutmayi, bazen de aldirmamayi ögrenmen gerek.
gerisini de son paragrafda yazmissin
zaten.
Yazininin sonuna geldigimde kendimi hungur hungur aglarken buldum. Calisan calismayan tum annelerin yasadigi gel gitler bence. Sinirler bazen kontrol edilemiyor maalesef :(
Yazının her satırında yaşadığın gerilimi, hissettiğin stres ve kaygıların hepsini ben de yaşadım ve hissettim. Çalışan kadın hem de çalışan bir anne olmak çok zor. Ama sen şanslı bir annesin, lütfen bunun farkında ol. Kızını emanet ettiğin insanın annen olması çok büyük şans... Ben de çalışan bir anne olarak kızıma ileride güzel bir örnek olacağımı düşünerek teselli buluyorum. Kızım da annesi gibi bağımsız, maddi gücü olan, ayakları üzerinde duran bir kadın olacak:)
Çok şükür hepimiz adına... Seni anladığımı da belirtmek istedim.
anlıyorum ve ben de şükrediyorum...
Çalışan anne olamnın acısını geçtiğimiz haftalarda kızımı hastaneye yatırdığımda feci şekilde çektim. Ama böyle olmak zorunda, umarım benim de kızım zamanı geldiğinde annesiyle gurur duyar.
Neyse "şükürler olsun" elbette...
Post a Comment